MENÜ
Konya 19°
Anadolu Telgraf
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
İLK İNSAN HAKLARI VEDA HUTBESİNDE YANKILANDI
Fatma Özen Erinç
YAZARLAR
10 Aralık 2018 Pazartesi

İLK İNSAN HAKLARI VEDA HUTBESİNDE YANKILANDI

Hak aşığı, Peygamber sevdalısı mümin kardeşler!  
Bizleri dünyaya başıboş ve gayesiz yaşayalım diye göndermeyen Rabbimize, “Nefsini kardeşine tercih etmedikçe, birbirinizi sevmedikçe mümin olamazsınız, mümin olamayınca cennete giremezsiniz” diyen, Peygamber efendimize, Allaha Layık kul, Habibine layık ümmet olmak isteyen Müslüman bireyler olarak her birimiz borçluyuz.   
Efendimizi anarken, anmak ile beraber, Onu anlayıp, gayemiz, gayretimiz, tebliğ ettiği Kuran’ı Kerimi, Hadisi Şeriflerini, yaşayan Kur’an olan emsalsiz ahlakını, fikirlerini, duygularını, insanlığa rehber olacak örnek hayatını, lisanı halimiz ile yaşayıp, anlatmak ve tanıtmak olmalı.  
Ne yazık ki, Efendimizi layığı ile anlayıp, tanıtamadığımız, evrensel mesajlarını dünyaya duyuramadığımız ortada.  
Sözüm ona İnsan Hakları; Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda, daha henüz geçtiğimiz asırda, 10 Aralık 1948 yılında kabul edilmişken;  
Efendimiz asırlar önce, Veda Hutbesinde, yer yüzünde ilk kez İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini tüm insanlığa deklere etmiştir.  
Bugün, modern dünyada, maalesef, reklam panolarında kullanılan; o gün cahiliye asrında, bir meta gibi alınıp satılan kadının, ayağının altına cenneti sermiştir.  
Bugün çocukların tecavüze uğradığı, kütleler halinde savaşlarda katledildiği, organ mafyasının parçalayıp yok ettiği, o gün, diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna ve tüm çocuklara hak ettiği değeri vermiştir.  
Ne acı ki, hala devam eden nesil karmaşasına, ahlak çöküntüsüne sebep olan zinayı, sapkınlığı, haksız kazancın her türlüsünü, faizi, kan davasını, güçlünün zayıfı ezdiği köleliği kaldırmıştır. 
Garip, fukara, yolda kalmış biçare zayıfları, koruyup kollayıp gözetmeyi, emanete hıyanet etmemeyi, Arabın, Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap olana, sarının beyaza, beyazın siyaha, zenginin fakire, kimsenin, kimseye üstün olmadığını yeryüzündeki tüm insanların eşit olduğunu, üstünlüğün yalnızca insanların kalbindeki Allah’a takva da olduğunu bildirmiştir. Irkçılığı men etmiş, elinin tersi ile itmiştir.  
Şimdi düşünelim tekrar, Efendimizi anlayıp, tanıtabildik mi? 
İslam'ın evrensel mesajlarını duyurabildik mi?  
Çevremize ve dünyaya, ne yazık ki duyuramadığımız aşikâr.  
İslam'ın parlayan güneşinden rahatsız olan kafirlerden, bilinçli ve kasten Müslümanlara zarar veren zalimlerden, tırnak içinde söylüyorum, içlerinde başka dine mensup insanlara saygı duyan gayri Müslimlerde var tabiki.  
Ne acı, gerçek ki, kâh düşmanın oyununa gelen, kâh dünya menfaatlerine yenik düşen, Müslümanın, Müslümanı vurup kırması, düşmanları dururken, kendi aralarında bitmeyen savaşları, süslümanların gününü gün etme telaşında, vurdum duymaz, aymazlığı, illede benim dediğim doğru diyen alimlerin, gözlerini kör eylemiş kibirleri, birbirleri ile dalaşıp çekişmeleri, Şeytan da bir zamanlar meleklerin hocası iblis değil miydi? Allah muhafaza.  
Efendimizin, korkarım ki ümmetimin halakına sebep olacak dediği, “adam sende” ah ki, ah, ahir zaman söylemi. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen, ümmetin bağlanmış basireti, tembelliği, bencilliği, Komşusu aç iken, tok yatan Müslümanın vicdanını sağır edişi Ne yazık ki, ne yazık ki katbekat daha fazla zarar veriyor, hem İslam alemine, hem dünyamıza, hemde ahiretimize. 
Zihnimizi zorlayalım, Allah aşkına dalalım tefekkür dünyamıza. Layığı ile tanıyıp tanıtabilseydik Efendimizi, Kur'an'ın evrensel mesajlarını öğrenip öğretebilseydik, şimdi böyle olur muydu orta doğu? Müslümanların hali böyle içler acısı olur muydu? Ve ellerini ovuşturarak iştahla Bakar mıydı küresel dünya...  
Ümitsiz olmak yaraşır mı? Rabbi Allah olan inanan bir kula. Açacağız ellerimizi Rahmeti sonsuz olana. Güveneceğiz “Allah nurunu tamamlayacaktır” diyen Hükümrana. Lakin rehavete düşmeyeceğiz asla. Allah'ın “OL” emrinin sebebi elleri olacağız. Yükleneceğiz efendimiz gibi irşat vazifesini sırtımıza. Sevgili Peygamberimizi anacağız, anlayacağız, anlatacağız. Çevremize, gençlerimize, yeni nesillerimize, eşimize dostumuza , evlatlarımıza, taki dünya ya... 
O’nu anlatmaya sayfalar yetmese de, O’nun, nasıl, nazik, anlayışlı, bir eş olduğunu, O’nun, nasıl kız çocuklarını diri diri toprağa gömen babaların devrinde, kızı Hz. Fatıma her gelişinde ayağa kalkan bir baba olduğunu, evlatlarını ve karşılaştığı tüm çocukları, sevgi ve şefkat ile nasıl kucakladığını, O’nun, “Ashabım, Gökte parlayan yıldızlar gibidirler” iltifatı ile arkadaşlarına nasıl değer verdiğini, O’nun nasıl ilme bilme değer veren, “İlim Çin’de de olsa gidin alınız”-“Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” diyen bir Muallim olduğunu, O’nun komşularını, akrabalarını arayıp, hâl hatır sorduğunu, zaman, zaman da nasıl sabrettiğini, O’nun, Allah yolunda Cihat eden sahabe ile istişare eden, gelecek tehlikeleri önceden sezen, ileriyi gören, nasıl saygın bir komutan olduğunu, O’nun, cömertlikte sınır tanımadığını, kapısına gelenin, isteyenin boş dönmediğini, O’nun, az, öz, tane tane, herkesin anlama seviyesine göre konuştuğunu, O’nun, taa asırlar önce bile, misvak kullanıp, güzel kokular sürünüp, kendisinin ve çevresinin temizliğine nasıl önem verdiğini, O’nun, kendisine Taif’de inanmayanların, taşlayıp, kan revan içinde bırakıp, eziyet ettiklerinde bile, “Bilmiyorlar ki bilselerdi yapmazlardı” diyen, beddua etmeyen, sabrının, merhametinin doruklarında “Yarabbi  bunların gelecek nesillerini inananlardan eyle”  diye nasıl dualar ettiğini. O’nun Risaletin manevi ağırlığına nasıl göğüs gerdiğini, inanmayan kafirlerin her türlü eza cefa, cahil hane hadsiz hakaretlerine nasıl sabrettiğini, kısaca, O’nun, sosyal hayatında, bir kez olsun yalanı işitilmemiş, bir kez olsun verdiği sözden dönmemiş, bir kez olsun yanlışı görülmemiş. Muhammedin Emin olduğunu... 
Kimsenin kimseye güvenemediği, dünyanın kan gölüne döndüğü, ahlak çöküntüsünün çığırından çıktığı, örneğin, öz annelerin bile, birisi alırda bakar diye Cami avlusuna bıraktıkları bebelerini, günümüzde çöp bidonlarına atmaları vahşetin boyutunu sergilemektedir. 
Cahiliye devrini aratmayan çağımızda, o kadar çok o kadar çok ihtiyacımız var ki Resulullah Efendimizin insanlığa rehber hayatını, ahlakını örnek almaya ve insanlığın hak ettiği değeri bildiren Kur’anı Kerim’in evrensel mesajlarını uygulamaya. Çevremizden başlayarak dünyaya duyurmaya, insanlığı düştüğü buhrandan,  hak ettiği halifelik makamına yükseltmeye. 
Ya Rabbi! Meleklerin, Peygamberlerin, ins-i cin ile alemlerin, hayran olduğu. Senin övgüne mazhar olan, Habibinin, ihtilafa düşen,dağılan ümmetini, dünyada La ilahe illallah Muhammedin Resulullah Tevhidinde birleştir. Ahir-i Ukbada Liva-ül Hamd Sancağının altında gölgelendir. Hamd-ü Senalar Yüce Allaha Selat-ü Selamlar Resül-ü Zişan Efendimize olsun. 
 
 
 
Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Canan Hızır
 11 Aralık 2018 Salı 06:18
Amiiiinnn Arkadaşım çok güzel yazmışsın Allah senden razı olsun?????? Eline kalemine yüreğine sağlık??????
 Serhan ÖZDEMİR
 10 Aralık 2018 Pazartesi 22:57
Sanırmısınız İlim yazar, bilim yazar herdaim. Nadiren böylesi Güzel gönüllerde yazar. Yazar da ilmek ilmek işler safi gönüllere. Gönlünüzde ne varsa harf olup akmış kağıtlara. Rabbim rızasında daim eylesin gönlünüzü. Rabbim sizi ve sevdiklerinizi sevsin inşaAllah.
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2022 Anadolu Telgraf