MENÜ
Konya 16°
Anadolu Telgraf
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
KAYIP KAVİM: HAZAR TÜRKLERİ
Prof. Dr. Meryem Uysal
YAZARLAR
24 Mart 2021 Çarşamba

KAYIP KAVİM: HAZAR TÜRKLERİ

Hazarlar, İdil kıyıları ve Kırım Yarımadası arasında imparatorluk kuran bir Türk halkıdır.

Yahudi, Bizans ve Arap kaynaklarına göre, Hazar ülkesinde yaşayan halkın büyük çoğunluğunun Uygur, Hazar, Ön Bulgar, Sabir ve Peçenek gibi Türk boyları olduğu bilinmektedir.

7. ve 11. yy arasında hüküm süren Hazar Kağanlığında başta Kağan ve halkın büyük bir bölümü 8. yüzyılda Museviliği benimsemiştir.

Bazı bilim adamlarına göre”Hazar” adı “gezgin” anlamına gelen -kaz kökü ile”adam” anlamına gelen er ekinden türetilmiştir.

Hazarca’nın eski Türk dili ve Türk dillerinin ayrı bir kolu olan Çuvaşça’ya çok yakın olduğunu ifade eden bazı araştırmacılar vardır. Hazar ülkesinde Hazarca’nın dışında çeşitli Türk dillerinin de konuşulduğu bilinmektedir. Polonya’da yaşayan Karaylar da Musevi olup, eski Hazar Türkçesini kullanmaktadırlar.

Hazarları Ak- Hazarlar ve Kara- Hazarlar olarak ikiye ayıran İstahri, Ak- Hazarların çarpıcı bir yakışıklılığa, mavi göze ve kırmızımsı saça sahip olduklarını; bunun yanında Kara- Hazarların siyahımsı derili bir çeşit Hint olduğunu ileri sürer. Bilim adamları bunun bir ırk ayrımı değil, sosyal bir sınıflandırma olduğu konusunda fikir birliği içindedirler. Buna göre Kara- Hazarlar aşağı tabaka, Ak- Hazarlar ise soylular sınıfı ve kraliyet mensuplardır. Avrupa’da karikatüristler Yahudileri genellikle kızıl saç ve sakallı çizerler. Bu durum da onların Ak- Hazarların devamı olduklarına bir işaret kabul edilebilir.

Değişik araştırıcılar Hazar insanını kuzeyli insan tipinde tanımlar. Ancak antropolojik çalışmalara göre,

yönetici sınıfın İç Asyalı olduğu ve Mongoloid özelliklere sahip oldukları ortaya çıkarılmıştır. Hazar kağanları Ansa’ sülalesindendir (bunun Batı Göktürk’ün Aşina soyundan olduğu iddia edilir) ve Orta Asya’dan gelmişlerdir.

Kağanlık babadan oğula geçiyordu. İlk yıllarda tüm yetki Kağanda iken, 799 yılından sonra yetkilerini Bek ile paylaşmaya başladı. 10. yy’da ise Kağan göstermelik bir ruhani lider haline geldi. Bek her türlü devlet işiyle ilgilenmeye başladı. Protokoldeki 3. sıradaki kişiye Kender, 4. sıradakine ise Javişgar denirdi. 5. sıradaki kişi ise Tarkan lakaplı idi.

Hazarya’da tüm inançların mahkemede temsil edilmesini sağlayan ve böylece hoşgörü ortamını da yaratan Hazarlar düzenli bir hukuk sistemi de kurmuşlardır. Başkentte 4 farklı inancı temsil eden 7 baş yargıç yüksek mahkemeyi oluşturuyordu. Atil’deki mahkeme esas olarak ticari davalara bakıyordu.

586’dan sonraki Bizans kaynaklarında Hazarlar, Türkler olarak ifade edilirler.

Resmen ortaya çıkışları 626- 627 yılları, yani Bizans İmparatoru Herakleios’un onlardan Sasani İran’a saldırıya geçmek için yardımcı kuvvet istemesi dolayısıyladır.

7. ve 10. yüzyıllarda kuvvetli teşkilatı, canlı ticari faaliyeti, dini hoşgörüsü ve iktisadi refahı ile Kafkaslar ve Karadeniz’in kuzey düzlüklerinde İtil (Volga)’den Özü (Dinyeper)’ye , Çolman(Kama)’a ve

Kiyef’e uzanan sahada siyasi istikrar sağlayan Hazar Hakanlığı Doğu Avrupa tarihinde büyük rol oynamış en önemli Türk devleti olarak görülmektedir. Zira Hazarlar, 8. yy ile 11.yy arasında topraklarının geniş bir bölümünde güven ve asayişi sağladığı için Doğu Avrupa’da tam anlamıyla bir Hazar Barışı çağı yaşatmışlardır. Hakanlığa ad veren Hazarların tarihi seyir içinde görüldüğü üzere Sabar Türklerinin devamı oldukları fikri İslam yazarı EL- Mesudi(10. yy)’nin bir kaydı ile kuvvet kazanmıştır.

İslamiyet’ten önce Türklerin tamamı Tengrici olmasına rağmen Hazar Kağanı ve yönetim kademesinin çoğu, 740’lı yıllarda Museviliği kabul etmiştir. Birkaç akademisyen Hazar Türklerinin birçok Doğu Avrupa ve Rus Yahudilerinin ataları olduğunu düşünmektedir.

1999’da Aşkenaz Musevilerine ait Y kromozomlarında yapılan genetik araştırmalarda DNA yapılarının, İsrailoğlu kökenli Yahudilere değil, Türk kökenlilere yakın sonuçlar verdiği ortaya çıkmıştır.

Hazarlar dini toleransın yaygın olduğu ve Tengriciliğin serbestçe yayıldığı bir toplumdu.

10. yy’ın başına kadar genişlemesini sürdüren ve Hazar Denizine adını veren Hazarlar, daha çok Halife Hz. Osman’ın yönetimindeki İslam Devleti ve Sasanilerle savaştılar.

Hazar Kağanlığı Doğudan gelen Peçenekler sebebiyle zayıfladı ve Kiev Knezliği tarafından yıkıldı.

Golden’e göre, kağanlığın 10. yy’in ikinci yarısındaki beklenmeyen çöküşü kaçınılmazdı. O’na göre, Hazarların yıkılışı Musevi olmalarından değil, merkezi olmayan güçlerden oluşan konar- göçer devlet yapısının zayıflıkları ve İtil boylarında değişen ekonomik dengelerle ilgilidir. Bir donanmaya sahip olmamaları, karada sağladıkları savaş üstünlüğünü kaybetmelerine neden olmuştur.

Hazarları, tarih içinde dikkate şayan kılan; eşsiz hoşgörüleriyle birçok dini unsura kol kanat germeleri ve Türk tarihinde genel kabulün dışına çıkarak Yahudiliği benimsemeleridir.

Bölgede sık sık değişen siyasi şartlara göre belirli bir dinin cephesine çekilmek istenen Hazarlar, elini güçlendirmek isteyen devletlerin ilgisine muhatap olmuştur. Ancak Bizans misyonerlerinin faaliyetleri etkisiz kalır ve Hristiyanlık Kağan kızı Çiçek’in Bizans’a gelin gitmesine rağmen Hazar toplumunda fazla yayılış alanı bulamaz.

İslamiyet de halkın teveccühüne rağmen Devlet yönetimi tarafından benimsenmemesi nedeniyle geniş bir yayılış göstermemiştir.

Hazar elitleri diğer dinlere göre Museviliği biraz daha içselleştirmişlerdir. Hazar Kağan’ının huzurunda yapılan bir dini münazarada, 3 semavi dinin temsilcileri dinlerini anlatarak Kağanı kendi dinlerine davet ederler. Tartışma esnasında Hristiyan ve Müslüman din adamlarının Eski Ahit’ten bahsetmesi üzerine Kağan en eski ve köklü olduğuna inanarak Museviliğe yönelmiştir.

Hazarların din seçimi dendiğinde, anlaşılması gereken, üst düzey devlet yöneticilerinin tercihidir. Halkın tutumu daha farklı gelişmektedir. Nitekim Hazarlarda da halkın daha çok

ticari olarak daha fazla temas ettikleri Müslümanlığa yöneldiklerini görürüz.

Hazarların akıbetinin net olarak bilinmiyor oluşu, Kayıp Kavim olarak nitelenmelerine sebep olmuştur.

Bulundukları coğrafyada kaybolmaları mümkün olmayan Hazarların Müslümanlığı benimsediğini düşündüğümüzde, onların Müslüman olmuş halkların arasında eriyip kaybolduğunu var sayabiliriz. Aynı şekilde Hristiyanlığı benimseyenler için de keza öyle.

Günümüzde Hazar dini inanışlarının mirası diyebileceğimiz topluluklar vardır. Ör. Karaim Yahudileri

Hazarların bölgedeki en önemli mirası olarak kabul edilirler.

Yahudiliği benimseyenlerin nesilleri takip edilebilmesine rağmen, Hristiyanlık ve Müslümanlığı kabul eden Hazarlar bu dinlerin üyeleri arasında farklı milletlerin kanına karışmışlardır.

Hakanlarının halkına herhangi bir dini dikte etmemeleri, toplumsal alanda çok dinli bir görünüme sahip olmaları sonucunu ortaya çıkarmıştır.

 

KAYNAKÇA

 

hthttps://tr.wikipedia.org/wiki/Hazar_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1 tphttp://www.turkbilimi.com/hazar-turkleri-musevi-hazar-toplulugu/ s:/ hhttps://www.habervakti.com/tarih/hazarlar-kimdir-hazarlar-nerede-yasadilar-hazarlarin-tarih https://www.academia.edu/34681947/Hazar_Ka%C4%9Fanlar%C4%B1n%C4%B1n_Dini_Hazar_Halk%C4%B1n%C4%B1n_Dini_mi_ilm_i_Memalik_De https://d1wqtxts1xzle7.cloudfront.net/58654855/TURKLERIN_MUSEVILIGI_KABUL_EDISLERI__HAZ

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Mevlüt Mülayim
 26 Mart 2021 Cuma 11:28
Sayın Hocam, tarihe açılan bu pencereden bakış yazınız için teşekkürler, Hayırlı günler dilerim.
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2022 Anadolu Telgraf