MENÜ
Konya 16°
Anadolu Telgraf
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
ZÜMRÜT'ÜN ARDINDAN
Ebru Mut
YAZARLAR
2 Şubat 2021 Salı

ZÜMRÜT'ÜN ARDINDAN

Kurban Bayramıydı.

Yıl 2004. Şubat’ın 2’si.

Bayram günlerini bilirsiniz, misafirlikler, birlikte ailecek oturulan sofralar, sevinçler…

Kavuşmalar…

Sarılmalar…

Hele ki Kurban ise, daha özenle, kalabalık misafirlere göre yapılan yemekler…

O bayram bunların hepsi zehir oldu bize.

Akşam saat 20.00’de her zamanki gibi SUN TV ana haberdeydim. Başladıktan yaklaşık 10-15 dakika sonra rejiden arkadaşlar önüme bir kağıt bıraktı.

“KONYA’DA APARTMAN ÇÖKTÜ AYRINTILAR BİRAZDAN”

Kağıtta yazan sadece 5 kelime.

O dönemde henüz sosyal medya yoktu. O kağıtta yazanı izleyicilerle paylaşırken içeride bir telefon trafiği başladı. Hemen iki arkadaş kamerayla birlikte, çöktüğü söylenen apartmanın oraya gönderildi. Yer Konya’nın merkezi, Kerkük Caddesi.

Apartmanın adı Zümrüt Sitesi.

Detay halen yok. Orada olan diğer arkadaşlardan telefonla öğrenmeye başlıyoruz ayrıntıları. Ekran önünde izleyicilere duyumlarımızla olayı anlatma gayreti içindeyim. Yetkililerle telefon bağlantısı kurmaya çalışıyoruz. Fakat durum o kadar kötü ki ilk saatte kimseye ulaşmaya imkan yok.

Enkazda onlarca vatandaş var diyorlar, 1 saat sonra elimize olayın görüntüleri geliyor.

Sanki yukarıdan koskoca bir beton inmiş ve 11 katlı o apartman kağıt gibi olduğu yere yıkılmış!

Kızım, oğlum diye feryat edenler…

Eşinin adını söyleyerek o kocaman beton yığınlarını elleriyle kaldırmaya uğraşan bir adam…

Çocukların ağlama sesleri, bağıranlar, ambulans çağırın, iş makinesi çağırın diye kameralara feryat edenler…

Nasıl anlatsam size orada, o anki cehennemi?

Evet yaşadığımız tam bir cehennem. O sesler kulağımdan 17 yıl sonra bile hala gitmedi.

Halen yayındayım, saat gece yarısına doğru ilerliyor. Devamlı görüntüler geliyor, yetkililer orada, canlı yayında dönemin belediye başkanıyla, valiyle, jeoloji mühendisleri odası başkanıyla görüşüyoruz.

Enkaz çok büyük, bina olduğu gibi zeminin üzerinde çökmüş. 11 katlı bir binada bir bayram akşamı ne kadar insan olabilir? Bir taraftan yayın yapıyorum, bir taraftan da “Lütfen vefat olmasın, insanlar ölmesin” diye içimden dua ediyorum. Fakat ekrandasınız, izleyiciye yansıtamazsınız duygularınızı fazla. Saatlerdir koltuğumdan hiç kalkmadığımı farkettim bir ara, çünkü sadece 3-5 dakikalık aralarla yayına devam ediyorduk.

Yeni görüntüler geliyor, ortalık toz, duman, her yer beton yığını. İnsanlar kurtarma ekiplerine yardım etmeye çalışıyor. Yalınayak pijamayla ortalıkta koşturan bir çocuk, ağlayan kadınlar. Çaresizce oturup kenarda göz yaşı dökenler…Müthiş bir uğultu.

Ambulans ve itfaiye sirenleri, enkazdan hemen ilk saatlerde çıkabilenler şanslı, orası Allah’ın takdiri elbette. Bu arada çalışmalar yoğunlaştı emniyet şeritleri çekildi. Canlı yayın araçları teker teker geliyor, ulusal basın da olay yerine yavaş yavaş gelmeye başladı.

Bütün uğraşlar bir an önce o betonların altından, enkazdan vatandaşları canlı kurtarabilmek için…

Ben cehennem gibi dedim, siz mahşer yeri deyin.

Ama hiç kolay değil. Aynı şekilde aynı görünümde 3 bina yan yana, ama bir tanesi olduğu gibi çöküyor.

İhmal, ihmal ve yine ihmal. Orada bir ihmalin enkazı var.

Korktuğum başıma geldi, bu kez önüme gelen kağıtta hayatını kaybedenlerin isimleri var. Canlı yayında tek tek okuyorum, duygularımı bir tarafa bıraktım. Bırakmasam, kendimi tutamam çünkü. Hala soyadları hatırlarım, en iyi hatırladıklarım Ayçiçek ve Yaprakçı aileleri….O kadar çok kayıp verdiler ki, Allah hepsine rahmet eylesin. O gece sabaha kadar stüdyodaydım, içeride rejide arkadaşlar olay yerinden en yeni görüntüleri ve en sıcak detayları ekranlara taşımaya gayret ediyor. Bir ara çay ve su içtiğimi hatırlıyorum fakat kelimeler gittikçe anlamsızlaştı.

Sabah 05.30 civarıydı, artık cümlelerim karışmaya başladı, kendimi çok iyi hissetmediğimi anladım ve yayını başka bir arkadaşa devretmek için bitirdim. Biraz dinlenmek için eve gittim fakat uyku ne mümkün! Gözümü kapatıyorum, önümde koca bir enkaz ve insan çığlıkları… Yardım feryatları. Ambulans sirenleri. Oturduğumuz ev başımıza çökecek gibi geliyor.

Bunu neredeyse 1 hafta yaşadım.

Bu arada olay yerinde çalışmalar son hızıyla sürüyor. Enkazın altından insanlar çıkartılmaya devam ediyor ne yazık ki hayatını kaybedenlerin sayısı da artıyor.

Sağ olarak çıkarılanlarla biraz avunuyoruz ama gerisi?

Toplam 92 vatandaşımızı o ihmal enkazının altında kaybettik.

Biz o gün orada çöktük.

Ertesi gündü yanlış hatırlamıyorsam, olay yerine ben gittim.

Tek kelimeyle anlatayım:

Ölüm kokuyordu.

Sorumlular mı?

Facianın mesulleri olarak sorumluluğu hukuken sabit olanlar:

  • Müteahhit Ali Vedat Kaya: 5 yıl hapis 440 YTL para cezası
  • Taşeron İsmail Hakkı Canlıer: 4 yıl hapis 440 YTL para cezası
  • Proje Sorumlusu Halil İbrahim Elliiki: 2 yıl hapis 440 YTL para cezası
  • Belediye görevlileri Hüseyin Çopur, Maide Dönmez, Zeynel Ünal: 2 yıl hapis, 440'ar YTL para cezası
  • Konya Selçuklu Belediyesi: 2 milyon lirayı aşan tazminat.

Oraya bir anıt mezar yapılması için sık sık dile getirdik, basın olarak da üzerinde epey durduk ama herkes bildiğini yapmaya devam etti.

Dolayısıyla bütün Konya unutsa bile ben Zümrüt faciasını unutmam. Ve bu şekilde de unutturmam.

92 vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum. 30 kişi civarında yaralanan vatandaşımız vardı, fiziken iyileşseler de ruhen izlerini hep taşıyacaklar.

 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2022 Anadolu Telgraf